12 Aralık 2020 Cumartesi

Patronluk Üzerine

Patronlar, sadece koca göbekli, puro ve viski içen, Churchill'e benzeyen herifler değillerdir. Patronluk her insanın başına gelebilecek bir hâldir. Bir konumlanmadır. Elbette kimileri bunun için kırk takla atıp, hayatını buna vakfederken kimileri de bununla mücadele ederler. Bir kısım insan da kayıtsız kalıp öylece yaşayıp gitmeyi tercih eder. Pasif bir tercih olsa da bu da bir tercihtir ve konumlanmadır. İdeolojik bir duruştur aslında... Ama neyse, konumuz bu değil.

Mahmut Hoca'nın "okul sadece dört duvarı, tepesinde bir damı olan yer demek değildir" şeklindeki bir ifadeyle başlayan o meşhur konuşması gibi tarif etmek gerekiyor "patron" dediğimiz kişiyi. O yönde bir iyimserlikle değil, son derece yüzümüzü buruşturarak yapsak da bu tarifi üstelik, onun o pek çok kılığa giren yapısını, ancak böyle irdeleyebiliyoruz. Evet patron işvereniniz olabilir. Ama eşiniz, anne-babanız, ev sahibiniz veya bunların dışında birisi de olabilir. Bu herhangi bir şekilde, genellikle maddiyat dolayısıyla üzerinizde tahakküm kurabilen kişidir.

Gayet iyi görüştüğünüz bir arkadaşınızı, hattâ epey itimat ettiğiniz bir dostunuzu düşünün. Müşkül bir durumdayken, bu kişide zoraki bir misafirliğiniz olsun. Ayrıca beş parasızken, belki iş arıyorken ve misafirliğinizin bitiş süresi pek de belli değilken bu kişiyle olan bağınızın eski hâlini korumasına imkân var mıdır? O son derece incelikli ve anlayışlı birisi olsa dahi, muhtemelen sizin kendi gözünüzdeki statünüz, giderek irtifa kaybeder. Bu süreçte, ev işleriyle ilgili olarak veya en azından diyalogdaki konumlanış olarak karşınızdaki kişinin 'patronlaşması' neredeyse kaçınılmaz değil midir?

Yayınlandığında sansasyon yaratan, bazen kızarak, bazen gülerek, bazen şaşırarak izlediğimiz sokak röportajlarında veya sosyal medyadaki tartışmalarda da görürüz patronlaşmayı. Güya hepimiz yetişkin, özgür, kendi seçimlerini yapabilecek bireylerken, konu ekonomiye ve ekonomik durumdan şikayete gelince, bazılarının gözünde çocuğa dönüşüveririz. "Ekonomi kötü diyorsun ama cebinde bir milyarlık telefon var" gibi her yönüyle mide bulandırıcı olan ifadelerle akıl yahut öğüt verme oracıkta başlar. Ekonomik durumunuz kötüdür, çünkü parayı idare etmeyi bilmiyorsunuzdur. Dolayısıyla size artık neyi nasıl yapmanız gerektiği söylenmelidir.

Sosyal medyada, herhalde 'anonim' olmanın da verdiği rahatlıkla 'patronluk' iyice pekişiyor. Bir videoyla ve son derece müteessir bir hâlde insanlardan yardım isteyen bir kadına, makyajı dolayısıyla, "kırmızı ruja verecek paran var ama" gibi bir eleştiri yapılıyor. Yahut geçim sıkıntıları sebebiyle intihar eden ve bu sebeple hayattan kopan insanların, geçmiş paylaşımlarına yönelik çıkarımlar yapılıyor. "Güya parası yokmuş ama şurayı gezmiş/ şunu almış" gibi çıkarımlar... Çaresizlikten hayatını sonlandırmak gibi düşünülebilecek en büyük dramlardan biri karşısında dahi bazıları kurtlaşıyorlar. Aç kurtlar gibi bir cesedi parçalıyorlar. Adeta "insan insanın kurdudur" sözünü, ispata çalışıyorlar.

Karşımızdaki manzarayla ilgili olarak bu sözün dahi hafif kaldığı kanaatindeyim.

Belki de şunu söylemek gerekiyor:

İnsan insanın patronudur!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder